Kabul Etmenin Eşiğinde

Kabul etmek…
Bazen kulağa kolay geliyor: “Tamam, oldu” demek. Ama içimde hep bir direnç uyanıyor. Çünkü kabul etmek bana, vazgeçmek gibi geliyor. Sanki bir mücadeleyi bırakmak, yenilgiyi onaylamak.
Peki gerçekten öyle mi? Aslında bir süredir bu durumun değiştiğini, yeni bakış açımın bana iyi geldiğini söyleyebilirim. Biraz daha derinleşecek olursam;

Bir şeyleri değiştiremediğimizde içimizde iki ses dolaşıyor:
Biri “diren, savaş” diyor.
Öteki “bırak, akışa güven.”
Kabul belki de bu iki sesin arasında açılan bir yol. Ne tamamen eylemsizlik, ne de kör bir inat. Daha çok, hayatın önümüze koyduğu gerçeğin yanından geçip gitmek yerine, onunla oturup konuşmak gibi.

Bazen hayat bizi, değiştiremeyeceğimiz hakikatlerin önünde bekletiyor.
Bir söz söylenmiş, geri alınamıyor.
Bir yol kapanmış, geri dönülmüyor.
Bir kayıp yaşanmış, telafisi yok.
İşte o anlarda “kabul” dediğimiz şey, kendimizi çaresiz bırakmak değil; gerçeğin ağırlığını sırtımıza alıp yine de yürümek. Çünkü kabullenmediğimizde, taşınmadıkça ağırlaşan bir yük gibi üzerimizde kalıyor.

Bir ağacı düşünün. Kökleri toprakta, dalları rüzgârda. Ağaç, fırtınayı durdurmaya çalışmaz. Kabul eder.
Ama bu kabul pasif değildir; tam tersine, varlığını sürdürmenin en güçlü hâlidir.
Köklenerek durur, esneyerek hayatta kalır.

Kabul etmek de öyle: kırılmadan eğilmek, yıkılmadan dayanmak.
Benim için kabul, kırgınlığımı yok saymak değil, onu yanımda oturtmak.
Acımı bastırmak değil, onunla birlikte nefes almak.
Kabul, gerçeği güzelleştirmek zorunda değil; ama gerçeğin varlığını reddetmediğinde, içimizde tuhaf bir dinginlik bırakıyor.
Bir tür “böyle oldu ve ben hâlâ buradayım” diyebilmek.

Ve belki de sorulması gereken asıl soru şu:
Kabul etmek, vazgeçmek mi?
Yoksa insanın kendisiyle barışmasının en sessiz, en derin yolu mu?

Sevgili okur, senin için kabul, en son ne zaman direnmekten daha cesur bir şey oldu?

Okudukların hoşuna gittiyse, abone ol ve devam edelim.

Yayınlayan

Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

ronay erdinç

Merhaba, ben Ronay. Hayatın telaşında biraz durup soluklanmayı seviyorum. Yazmak, benim için hem kendime dönmenin hem de dünyayla bağ kurmanın bir yolu. Bu blogda bazen iç sesimi, bazen de hayatın küçük ayrıntılarını bulacaksınız.

Bir Cevap Yazın