Eşyaların Taşıdığı Zaman

Eşyaların zamanla ilişkisi üzerine hiç düşündün mü?
Bir kazak, bir bardak, bir defter… Aslında yalnızca nesneler. Ama biz onları sakladıkça, üzerlerine görünmez bir zaman katmanı ekleniyor. Bir nesne, geçmişin taşıyıcısına dönüşüyor.

Geçenlerde dolabımı düzenlerken, üniversite yıllarından kalma bir kazak geçti elime. Yıllardır giymiyorum. Ama ne zaman elime alsam, karar veremiyorum: atmalı mıyım, saklamalı mıyım? Çünkü biliyorum, o kazağı bırakırsam yalnızca kumaştan vazgeçmeyeceğim; aynı zamanda bir döneme dair hafızamla da yüzleşeceğim.

Yoksa biz aslında eşyaları değil de kendimizin eski bir hâlini mi saklamak istiyoruz diye düşünmeye başladım. Kazağı atmak, bir “ben”i geride bırakmak gibi geliyor. Nesneler bu yüzden sadece eşya değil; onlar, geçmişle bağ kurmanın maddi biçimleri. Oysa geçmişi tutmanın yolu, eşya değil.

Anı zaten bedenimizde, hafızamızda, sesimizde yaşıyor.

Buradan ilişkiler geliyor aklıma. Bitmiş olması gereken bir bağı sırf hatırası var diye sürdürmüyor muyuz bazen? Ya da çoktan işlevini yitirmiş düşünceleri, alışkanlıkları hâlâ yanımızda taşımıyor muyuz? Tıpkı dolaptaki kazak gibi.

Bir nesne yalnızca nesne değildir; bir dünyayı taşır. Benim kazağım da öyleydi. Onu tuttuğumda yalnızca kumaşı değil, gençliğimin iklimini de tutuyordum. Ama soru şu: geçmişi yaşamak için o kumaşa gerçekten ihtiyacım var mı?

Bırakmak, unutmak değildir. Aksine, hatırlamanın yeni bir yoludur. Çünkü eşyayı bıraktığında, onun işaret ettiği şeyi kendi içinde taşımaya başlarsın. O anı, o ilişki, o düşünce… yük olmaktan çıkıp hafifliğe dönüşür.

Belki de sadeleşme dediğimiz şey yalnızca eşyaları azaltmak değil, geçmişle kurduğumuz ilişkiyi dönüştürmektir. O kazağı dolaptan çıkardığımda bunu hissettim: aslında geçmişle değil, onun yüküyle vedalaşıyordum.

Ve işte soru, sevgili okur:
Senin hangi eşyan, hangi bağın, hangi düşüncen hâlâ seni geçmişin ağırlığına bağlıyor?

Okudukların hoşuna gittiyse, abone ol ve devam edelim.

Yayınlayan

Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

ronay erdinç

Merhaba, ben Ronay. Hayatın telaşında biraz durup soluklanmayı seviyorum. Yazmak, benim için hem kendime dönmenin hem de dünyayla bağ kurmanın bir yolu. Bu blogda bazen iç sesimi, bazen de hayatın küçük ayrıntılarını bulacaksınız.

Bir Cevap Yazın