Bir Tür Nefes

Yalnızlık nedir?

Üzerine hiç düşündünüz mü? Galiba hepimizin aklından bir şekilde geçmiştir bu soru. Bir beceri mi, bir eksiklik mi, yoksa daha iyisi için bir gereklilik mi?

Gündelik hayatın kültürel kodları bize sürekli aynı şeyi fısıldıyor: “İki kişilik.”
İki kişilik oda, çift kişilik menü, yan yana oturulacak koltuklar… Sanki tek başına olmak, eksik olmakmış gibi. Hatta çoğu zaman yalnız kalmak, ironik biçimde daha pahalıya geliyor.

Toplum birlikte olmayı kutsuyor. Yanında biri varsa tam, yalnızsan yarım sayılıyorsun. Bu yüzden çoğu insan yalnız görünmekten çekiniyor; kalabalıkta kaybolmayı, tek başına görünmeye tercih ediyor. Ama bazen en kalabalık anlarımızda bile içimizde büyük bir yalnızlık yankılanıyor.

Yalnızlık, insanın kendisiyle ilişkide kaldığı bir alan. Bir kafede tek başına oturmak, bir oyuna yalnız gitmek, sokakta kendi adımlarını duyarak yürümek… Bu anlarda başkasına ihtiyaç duymadan var olabilmek mümkün.

Hannah Arendt’in işaret ettiği gibi, düşünmek yalnız kalmayı gerektirir ama bu yalnızlık kopukluk değil, insanın kendisine eşlik edebilmesidir. Ve tam da bu yüzden, kendi sesini duyabilmek, başkasının sesini duyabilmenin de ön koşuludur.

Yalnızlık izni belki de bu yüzden gerekli. Kendimizle baş başa kalabildiğimizde, başkalarıyla olduğumuz yer de daha samimi oluyor. Yalnızlık bize kendi köklerimizi gösteriyor; köklerini bilen birinin dalları daha geniş açılıyor.

Asıl mesele yalnızlığı kutsamak değil elbet; onun insana ait en doğal hâl olduğunu hatırlamak.
Yalnızlık, boşluk değil. Bir tür nefes.
Ve o nefes, beslendiğimiz, köklerimizi büyüttüğümüz ilişkilerimizin daha berrak, daha özgür olabilmesi için gerekli alan.

Pessoa’nın Huzursuzluğun Kitabı’nda söylediği gibi:
“Yalnızlık, ruhun sahip olduğu tek zenginliktir.”

Peki sen, sevgili okur…
Yalnızlık senin için bir boşluk mu, yoksa bir zenginlik mi?”

Okudukların hoşuna gittiyse, abone ol ve devam edelim.

Yayınlayan

Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

ronay erdinç

Merhaba, ben Ronay. Hayatın telaşında biraz durup soluklanmayı seviyorum. Yazmak, benim için hem kendime dönmenin hem de dünyayla bağ kurmanın bir yolu. Bu blogda bazen iç sesimi, bazen de hayatın küçük ayrıntılarını bulacaksınız.

Bir Cevap Yazın