Oluruna Bırakmanın Zor Sanatı

Pencereden dışarı baktığımda hayatın hiç durmadığını görmüştüm.
Aşağıda insanlar aceleyle bir yerlere yetişiyor, arabalar ışıklarda akıp gidiyordu.
Bir köşede biri gölgede sigarasını içiyordu. Her şey olağan…
Sanki hastanenin ağırlığı bu caddeye hiç uğramıyormuş gibiydi.

Bu sıradanlık içimi tuhaf bir boşlukla doldurmuştu.
Dışarıda hayat kendi hızında akarken, içeride zaman bambaşka bir ritme geçmişti: ağır, sessiz, tutuk.
Kontrolün bende olmadığı duygusu ilk kez bu kadar keskinleşmişti.
Elimden bir şey gelmiyordu ve o sessiz çaresizlik, kendine has bir soğuklukla odaya çökmüştü.

Ve belki de hayat tam orada, görünmez bir yerden bir şey fısıldıyordu:
Her şeyi kontrol edemezsin.

Kontrol etmeye alışığız.
Günü, duygularımızı, insanları, hatta geleceği…
“Bir şekilde hallederim” cümlesi hep içimizde hazır durur.
Halledemediğimizde ise sanki bizde bir eksiklik varmış gibi.

Belki de hayatın akışı, bizim planlarımızdan daha büyük bir yerden yönetiliyor.
Bu fark ediş önce ürkütüyor, sonra yavaşça bir rahatlık bırakıyor.

Kontrol etme isteği çoğu zaman kaygıdan doğuyor.
Belirsizliğe tahammül edemiyoruz.
Sonucu, ihtimalleri, bir sonraki adımı bilmek istiyoruz.
Bilmediğimizde savunmasız hissediyoruz.
Ama bazen bilmemek, aslında bir tür korunma:
Taşıyamayacağımız yükü erken almamak…


Her şeyi kontrol etmeye çalışmak, hayata hiç güvenmemekle eşdeğer değil midir?
Sanki “Ben olmazsam hiçbir şey rayına girmez” duygusunun büyütülmüş hâli gibi.

Oysa biz kenara çekilince, bir şeylerin kendi yolunu bulabildiğini görüyoruz.

Bir adım geri çekilmek.
Alan açmak.
Hayatın kendi ritmine güvenmek.

Bazen hiçbir şey yapmamak da bir eylem.
Kurtarmaya, düzeltmeye, hızlandırmaya çalışmadan beklemek.
Beklemenin de bir gücü var; sessiz bir direnç gibi.

Ve o sessizlikte bir şey oluyor:
Kalp yavaşlıyor.
Zihin netleşiyor.
İnsan kendi ağırlığını ilk kez doğru yerden hissediyor.

Hastane günleri boyunca bunu yeniden gördüm.
Planlar, niyetler, hatta sözler bile kimi zaman yarım kalıyor.
Ben de durdum.
Yazamadım.
Sadece bekledim.

Bu kez konuşan ben değildim.
Hayatın kendisiydi.

Yayınlayan

Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

ronay erdinç

Merhaba, ben Ronay. Hayatın telaşında biraz durup soluklanmayı seviyorum. Yazmak, benim için hem kendime dönmenin hem de dünyayla bağ kurmanın bir yolu. Bu blogda bazen iç sesimi, bazen de hayatın küçük ayrıntılarını bulacaksınız.

Bir Cevap Yazın